G20’ yi bordala – Kapitalizmi batır!

7 ve 8 Temmuzda hükümdarlar G20 zirve toplantısı için Hamburg’da bir araya gelecek. Sadece birkaç kişi dünyanın yeni dağıtımı üzerinde poker oynanmak istiyor. Birbirleri ile rekabet halindeki devletler ve şirketler kendi hakimiyetlerinin mücadelesi içinde. Mücadeleleri bazen masa başında bazen cephede olur. Dünyanın efendileri onlarmış gibi davrandıklarından kapitalist devletlerin, bankaların ve şirketlerin evrensel etkisinin sembolü olmuşlardır. Bu arada dünyayı savaşlara sürüklüyor, doğayı kirletiyor ve sefaleti her gün kat kat büyütüyorlar.

 

G20 zirvesi, dünyanın en güçlü 20 endüstri devletinin ve gelişmekte olan ülkelerin devlet başkanlarının ve başbakanlarının zirve toplantısıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya, Almanya, Fransa, Brezilya, İngiltere Birleşik Krallığı, İtalya, Rusya, Kanada, Hindistan, Avustralya, Meksika, Güney Kore, Endonezya, Türkiye, Suudi Arabistan, Arjantin ve Güney Afrika’nın yanı sıra Avrupa Birliği de bağımsız bir üye olarak toplantıya katılır. G8 üyelerinin maliye bakanları ve merkez bankaları müdürleri, IMF müdürleri ve diğer soyguncular aynı masada otururlar. Zirve toplantısının amacı emperyalist ülkelerin ve işbirlikçilerinin hakim konumlarını korumak ve büyütmek ile uluslararası para politikasını koordine etmektir.

G20’nin demokratik meşruiyeti yoktur. Birleşmiş Milletler tarafından verilmiş bir yetkileri olmadığı gibi hiçbir şekilde seçilerek oluşmuş bir kuruluş da değildir. Kuşkusuz, bu toplantı ekonomik anlamda en güçlü devletlerin, bankaların ve şirketlerin konumlarını ve çıkarlarını acımasızca korumak için perde arkasında görüşmeler yaptıkları zirvedir.

 

G20 Dünyası

Düşündükleri tek şey hükmetmek ve kâr etmektir, bu konuda birbirlerinin hem partnerleri hem de rakipleridirler. Etki alanları, ham madde rezervleri ve pazarlar bu ülkeler tarafından belirlenir ve askeri güçlerle güvence altına alınır. Bu süper devletler ve partnerleri askeri donanımda rekabet ve tatbikatlarla tüm dünyaya karşı kararlılıklarının altını çizerler. Pasifik Okyanusundaki yerel savaşlar, NATO’nun doğuya doğru durmadan genişlemesi, Ukrayna ve Suriye’deki temsili savaşlar G20 birliğinin tehlikesinin kanıtıdır. Bu ülkelerin rekabeti askeri alana da yansır.

 

Bu politikanın faturası baskı uygulanan insanlara çıkarılır; dünya çapında 795 milyon insan açlık çeker, 46 milyon insan köle olarak en kötü şartlar altında çalıştırılarak sömürülür, 800 milyon insan sefalet içinde asgari geçim gelirinin altında ücretle çalışır, dünya nüfusunun %80i günde 10 Dolardan az para ile geçinmek zorundadır. Ayrıca kitlesel işsizlik ve savaşlar olduğundan 65 milyon insan mülteci olarak kaçmaktadır. Endüstri ülkelerinde gençlerde işsizlik durmadan artmakta, eğitim ve öğrenim kurumlarından yararlanmak zorlaşmaktadır. Güvencesiz çalışma koşulları ve baskı insanların sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. İster endüstri ülkelerinde olsun ister gelişmekte olan ülkelerde olsun insanların kaderi aynıdır: kapitalistlerin kâr sağlaması için ter döküyor ve acı çekiyorlar.

 

Trump, Putin, Erdoğan?

Trump, Putin ve Erdoğan birer eşkiyadır ama liste tam değildir, henüz birkaç eksik var. Suudi Arabistan Kralı Salman Yemen‘de korkunç kanlı bir savaş sürdürüyor. Dünyadaki bu durumdan tüm diğer ülkelerin devlet başkanları da sorumludur. Bütün bu sıralamalarla Almanya ve Merkel‘in şu veya bu şekilde pek de o kadar kötü olmadığı ima edilmeye çalışılır. Son ekonomik krizde yine de Alman kapitalidir kriz yükünü zayıf Avrupa ülkelerinin sırtına yükleyip insanları sefalete sürükleyen. Örneğin kamu mallarının satışını Yunanistan Almanya’nın baskısı sonucu kabul etmek zorunda kalmıştır. Krizden faydalanan Almanya Avrupa’da üstünlüğünü genişletip Avrupa’daki rakip ülkelerine karşı daha da güçlenmiştir. İşaret parmağımızla göstermekle yetinmeyip gerçekten mücadele etmek istiyorsak Merkel ve Alman kapitaline karşı mücadele etmek zorundayız. Başrollerde oynayan, bir şeyleri düzene koymak için asıl kovulması gerekenler bunlardır.

 

Kriz sistemin bir parçasıdır

Sisteme olan öfkemizi sokağa taşıyacak, insanlara bireysel sorunlarında yalnız olmadıklarını, birçok insanın aynı sorunlarla karşı karşıya olduğunu göstereceğiz. Sorunlar, kapitalist sistemden kaynaklanan sorunlardır ve dolayısıyla bu sisteme karşı mücadele vermek önemlidir. Kapitalizmin yapısal gücü her zaman enseye arkadan inen bir cop gibi görünemez, fakat birçok insanı daha da şiddetli bir şekilde vurur. Bizleri konutlarımızdan atarlar, düşük ücretle en zor işlerde çalışmaya zorlarlar, yiyeceklerimizi ve çevremizi kirletirler, hastanelerimizi süper marketler gibi işletirler, hapse tıkarlar ve buna güncel yaşam koşulları derler. Tüm bunları yaparken polisin ve istihbarat birimlerinin yetkilerini genişletir, daha güçlü silah ve teknolojiyle donatırlar. Neo liberal zihniyetle sosyal devleti yok ederken halkı daha iyi kontrol altında tutabilmek için baskı organlarını güçlendirirler. Halk artık ağzına sürülecek birazcık tatlıyla değil, kırbaçla ve şiddetle kontrol altına alınır.

 

Kapitalizmin reformu mümkün değil, bu bir gerçektir. Ne adil bir kapitalizm düşünülebilir ne de kapitalizm yeşile dönüştürülebilir, söz hakkı veya kalkınma yardımı ile telafisi mümkün değildir. Kendiliğinden oluşan bir olgu da değildir, üretim araçlarının, kapital ve hakimiyetin belli ellerde yoğunlaşması sonucudur. Fakat kapitalistler güçlerinden kolayca vazgeçmezler, ellerinden almaktan başka çare yoktur!

 

Onlara karşı biz

G20 açlığı, sefaleti ve ölümü temsil eder, bizim mücadelemiz ve talebimiz ise tüm insanların besin maddelerinden, konutlardan, eğitim ve öğrenim kurumlarından, sağlık sektöründen, işyerlerinden, kültür ve teknolojiden eşit olarak faydalanabileceği bir sistemdir. İnsanlığın tek hedefi kaynakların sürdürülebilir kullanımı, birkaç kapitalistin serveti ve zenginliğine değil, tüm insanların refahına hizmet eden ekonomik bir yapı olmak zorundadır. Bunun dışında her türlü sistem barbarlığa dönüşür.

 

Antikapitalist, devrimci ve solcu tüm örgütleri, gurupları ve bireyleri uluslararası düzeyde bize ve protestolarımıza katılmaya çağırıyoruz. Protestolarımızı çok renkli bir biçimde sokağa taşıyacak, devlet başkanlarının kendi sınıfsal toplantılarını yapmamalarını mümkün olduğu kadar zorlaştıracağız.

Nerede ve ne zaman protesto edeceğimize başkalarının karar vermesine izin vermeyeceğiz. Kapitalist makineyi ve zirve toplantısını gerçekten aksatmak istiyorsak protestolarımızın hem merkezi hem de de santral şekilde örgütlenmesi kaçınılmazdır. Eylemlerimiz ve faaliyetlerimiz zirve toplantısının yapılacağı iki günle kısıtlı kalmayacak, bir hafta öncesinden içerikli eylem günleri, festivaller ve yürüyüşler yapılmaya başlanacaktır. Gelin hep birlikte Hamburg sokaklarında serin bir rüzgâr gibi eselim. İnsanlık düşmanı sistemi yerle bir edecek ateşin ilk kıvılcımı G20 zirvesine karşı direniş olabilir. Bunu asla yalnız başımıza yapamayız, kitlenin katılımı kaçınılmazdır. Birlik olalım ve isyana başlayalım.

Demir al, yelken aç ve G20’yi bordala!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.